Yeniceoba Gazetesi

Bölgenin Nabzı

DR. KENAN KESER

Merhabalar…Ben Kenan Keser,babam Mehmet Hanifi Keser ve annem ise Fatma (Elmas) Keser’dir. 1970 yılında Yeniceobanın en güzel bölgelerinden biri olan Tol yaylasında dünyaya geldim. Tol yaylası, görünümü ile sanki bir yağlı boya ile çizilmiş bir manzara resmi gibiydi benim için. Bambaşka bir tabiat zenginliğine sahip bir yerdi burası, dost canlısı  ve candan insanlarıyla, doğal yayla evleriyle, hayvanlarıyla  dünyanın en güzel yeri gibi gelirdi bana. Yeniceoba’daki evimiz küçük olduğu için kış ayları da yaylada kalıyorduk. O zamanlar kış ayları, çok soğuk geçer vede çok kar yağardı. Hani bizim kültürümüzde ailenin ve aile isminin devamında erkek çocuklar önemli bir rol oynar derler ya, ben de iki kız çocuğundan  sonra dünyaya geldiğim için birazda şanslıydım. Kenan ismini verdiler bana. Bugünkü Filistin‘in yaşadığı coğrafi bölgeye denk gelen ve Orta Doğu‘da bir çok medeniyetin yaşadığı yerdir Kenan Diyarı. O zamanlar o bölgede hiç duyulmamış bir isimdi  Kenan ismi. Yani Yeniceoba bölgesinin ilk Kenanıydım ben. Çocukluğumu pek hatırlamıyorum ama annem benim çok aktif, akıllı, zeki, söz dinleyen, çalışkan, meraklı ve herkesle iyi iletişim kuran bir çocuk olduğumu söylerdi. Güzel, mutlu ve barış içinde geçen bir çocukluk geçirdim.

“Babam’ın Bizi Korkutan  Rahatsızlığı”

1976 yılında bir daha geri dönmemek üzere Yeniceobaya (kışlaya) taşındık. Bu dönemde benim ve ailemin hayatını tamamen değiştirecek başka bir şey daha oldu. Babam hiç beklenmeyecek bir zamanda aniden kalbinden rahatsızlandı. Daha 29 yaşında genç bir delikanlı olan babamın kalbindeki iki ana kapakçığı tamamen çürümüştü ve bundan dolayı kalbi düzenli olarak kan pompalayamıyordu. 1977 yılında Ankara Yüksek İhtisas hastanesinde çok riskli bir açık kalp ameliyatı geçirdi.  Kalbinin romatizmadan çürümüş ve işlev görmez kapakları sentetik olanlarla değiştirildi. Türkiye’de daha yeni yapılmaya başlanan ve çokta zor olan riskli bir ameliyattı. Babamın yaşama şansı hemen hemen hiç yoktu. Ameliyatı bile radyodan anons edildi.  Babamın doktoru Dr. Kemal Beyazıt, yaptığı bu zor ve riskli ameliyatı, hak ettiği bir gururla tüm doktor arkadaşlarına ve diğer akademisyenlere her zaman anlatırdı. Hatta babama, doktor kontrollerinde ‘Ya sen daha ölmedin mi’ diye şaka bile yapardı, çok severdi babamı.

“Zor Günlerimiz Oldu”

Biliyorsunuz ki, bugünün aile yapısını tehdit eden en büyük problemlerden biri de maddi sıkıntılardır ve biz de çok çektik bundan. Babamın sağlık sorunları bir yana, parasal olarakta çok sıkıntılarımız oldu. Cebimde harçlığımın olmadığı o kötü günleri hiç unutamam. Düşünsenize Konya gibi bir şehirde ev kirasını dahi ödeyecek kadar paramız yoktu. Onun için kalabildiğimiz kadar hep dedemlerde kaldık. Ama ben ve kardeşim Mustafa  çalışma ve başarılı olma mücadelemizi hiç bırakmadık.  Zaten kardeşim Mustafa’da çok sıkı çalışmayla başarılı bir Kalp ve Damar cerrahisi uzmanı olmakla bunu çok iyi gösterdi. O günlerde Mevlana’nın söyledikleri hep aklıma gelirdi. Ne diyor Mevlana; “Sıkıntılar Allah’ın gönderdiği misafirlerdir. Gelirler ve giderler. Önemli olan gönderenin hatırına o misafire sabredebilmektir.” Bizde sabrettik. Hep gelecekte doktor olmak isterdim. Hastanelerde insanlara yardım eden bembeyaz önlükler içinde duran doktorları ilk kez gördüğümde ben de büyüyünce onlar gibi olacağım derdim. İnsanların hayatını kurtarmak, onlara şifa dağıtmak ve onların umudu olmak istiyordum. Tıp fakültesini bitirdikten sonra mecburi hizmet görevimi yerine getirmek için Trabzon’un Of ilçesine atandım.  Bir zaman sonra Doktorluktan istifa ettim ve 1997’de Amerika’daki bir üniversite ile anlaşarak hayalim olan   Amerika’ya gelmeye karar verdim.

“Çok Çalışarak Başarılar Elde Ettim”

Öncelikle dil sorunumu çözmem gerekiyordu. Bunun için gece ve gündüz ders çalıştım.  6 ay gibi kısa bir sürede TOEFL gibi çok zor olan ingilizce sınavlarını geçtim. İlk önce Utah Üniversitesi Tıp Fakültesinin Farmakoloji bölümüne ve oradan da Hematoloji ve Onkoloji bölümüne araştırmacı doktor olarak girdim. Kan hastalıkları üzerinde çalışmalarda bulundum. Harvard Üniversitesi’nde kromozom ve genleri özel olarak kodlanmış fareler üzerinde çok araştırmalar yaptım.  Bu arada dünyada başka şeylerde oluyordu. Teknolojik gelişmeler büyük bir hızla hayatımıza girmeye, kişisel bilgisayarlar ve internet günlük yaşantımızda çok önemli hale gelmeye başlamıştı. Benim de yeni gelişmelere ve teknolojilere karşı çok ilgim vardı. Sabahtan akşama kadar üniversitede çalışır ve akşamları da okula giderdim. Deliler gibi ders çalışıyordum. Dünyanın en zor teknoloji sınavlarının hem yazılı ve hem de labaratuvar bölümlerini çok yüksek notlarla birinci girişimde geçtim. Bu öğrendiklerimi artık hayata geçirmek istiyordum. Tıp fakültesindeki hocama ben biraz tıpa ara verip teknoloji ile ilgileneceğim ama, söz veriyorum geri döneceğim dedim ama bir daha da geri dönmedim…

Teknolojik alanda çok büyük başarılar elde ettim. Amerikan ordusunda, hem Kara ve hem de Hava Kuvvetlerinde teknoloji dersleri vermeye başladım. NASA, CIA, FBI ve IRS gibi Amerikan devlet kurumlarının çoğuna teknoloji dersleri verdim. Almanya’da (Frankfurt, Mannheim, Heidelberg), İngiltere, Hollanda, Japonya, Hindistan, Çin, Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi devletlerdeki seminerlere katıldım ve çok sunumlar yaptım. Hatta Kuzey Kore ile Güney Kore arasındaki bulunan DMZ bölgesinde bile araştırmalar yaptım.

“Benimki Beyin Göçü Değil”

Bana bazen soruyorlar. Hocam beyin göçü neden oluyor ve sizde onlardan biri misiniz diye. Biliyorsunuz, beyin göçü özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler de oldukça yoğun. Çünkü Türkiyenin iş sahalarında yaşanan problemler ve engeller, meslek sahibi insanları ve öğrencileri yurt dışına çıkmaya zorluyor. Amaçta şu; iyi eğitim almış üretmeyi seven ve düşünmeyi amaç eden bu nitelikli doktorların ve mühendislerin yurtdışına çıkarak orada kendilerine yeni bir hayat kurmaktı. Benimki göç filan değildi. Benimkisi daha çok Amerikaya gidip orayı görmek, incelemek ve yaşamaktı. Türkiye gibi bir yerde benim gibi birinin çok iyi bir kalp doktoru olması için hiçbir engelde yoktu. Ama şunu da söylemek istiyorum ki kazanmış olduğum bu deneyimleri ve birikimleri her zaman Türkiye’deki insanlarla paylaşmak isterim.

Son olarak şunu söylemek istiyorum. O güzelim zamanınızı ya bu dünya neden daha iyi bir yer değil kardeşim diye sorarak boşuna harcamayın. Onun yerine ben nasıl daha iyi hale getirebilirim diye sorun. Çünkü bilge insanlar kendilerine ya ben bu dünyada neyi başardım sorusunu sormak yerine benim bu dünyaya katkım nedir diye sorarlar.