Yeniceoba Gazetesi

Bölgenin Nabzı

ADALET KİMLERE KALMALI?

Günün birçok anında ihtiyaç duyduğumuz, hayatımızın bir parçası haline gelmiş ve daima kalmasını arzu ettiğimiz adalet kavramı, kolayca uygulanabilen bir kural iken neden bu kadar uzak ve zorlaştırılıyor?

Adil bir düzen nasıl olmalıdır? Adalet nasıl sağlanabilir? Bize düşen görevler nedir? sorularını sormaya başlamışsak ve yanlış giden bir şeylerin olduğunu dert ediniyorsak düzelmeye ve düzeltmeye de başlayabiliriz demektir.

Önce kendimizden…

İnsan, iradeli bir varlıktır. Yaratılış gereği bahşedilen bu muazzam yapı, korunmayı ve sarsılmamayı gerektirir. Sarsılırsa yani irade bozulur ve amacından saparsa sonuçları da ona göre şekil alır. Kişi bunu bizzat kendisi yapar. Ve aldığı kararlar onun adalet anlayışına yön verir. Bu anlayışın sağlanabilmesi için elbette akıl ve vicdanın devreye girmesi gerekir.

Adalet kelime olarak Arapça kökenli olup bir şeyi yerli yerinde, olması gerektiği gibi yapmak anlamına gelir. Sorumlu olmak, sorumluluğu yerine getirmek ve ondan şaşmamak demektir.

Başımızı kaldırıp kainata baktığımızda her şeyin bir sistem üzere yaratıldığını görürüz. Güneş, ay, yıldızlar, rüzgar, ağaçlar, çiçekler, hayvanlar, toprak…Hepsi görevini, sorumluluğunu eksiksiz yerine getiriyorken insan gibi irade ve akıl sahibi varlık nasıl oluyor da bir bitki kadar, bir toprak kadar olamıyor. Nasıl oluyor da sorumsuz bir canlı haline gelebiliyor. Nasıl oluyor da fıtratından böylesine uzaklaşabiliyor?

Adalet sadece kişiler arası ya da hukuki düzen için olmaz. Doğaya karşı da adil olmak gerekir. Yere bir parça dahi çöp atmak ya da ölçüde tartıda eksiklik yapmak ileride bize kötü sonuçlarıyla birlikte dönecektir. Kime veya neye karşı bir kötülük işlemiş ya da zulmetmişsek elbette faturasını da çekeceğizdir.

Zulüm, bilindiği üzere bir şeyi yerinden etmektir. Düzeni bozmak, sorumsuz davranmaktır. Adaletin tam tersidir. Adalet nasıl yapıcı ise zulüm bir o kadar yıkıcıdır. İnsana düşen ise tarafını seçmek ve o yönde ilerlemek olmalıdır, tabii sonuçlarını hesaba katarak.

Kişiler arası iletişimde ve hukuki alanda adaleti gözeten insana büyük görev düşüyor. Evvela kendimizden başlamalı. Bir olay karşısında takındığımız tutum, verdiğimiz karar kişiliğimizi inşa edecek ve tarafsız bakabilme kabiliyetimizi geliştirecektir. Adalet hayatımızın merkezinde olursa, insan gün geçtikçe iyiye doğru geliştiğini fark edecektir. Zamanla şunu anlayacaktır insan:


Kişiye göre adalet olmaz.
Partiye, gruba, cemaate göre adalet olmaz.
Irkına, milletine, yoksuluna, zenginine göre adalet olmaz.
Bizden olana adil olalım bizden olmaya adaletsizlik yapalım gibi bir mantık olmaz.
Sevdiğimiz insana adil olup sevmediğimize adaletsizlik yapmak olmaz.
Bizim dinimizden olana adil olalım dinimiz dışındaki insanlara adaletsiz davranalım diye bir mantık olmaz.
Çünkü bunlar adaletin içeriğine uymaz.
Zulmü hayatımızda istemiyorsak adaletin peşinden gitmeliyiz. Fıtratın gerektirdiği budur, insana yakışan da budur.
Maide suresi 8. ayet bu konuda harika bir hatırlatma yapar:
“Bir topluluğa olan kininiz/nefretiniz sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adil olun. Bu, Allah’a karşı sorumluluk bilinci duymaya en yakın davranıştır.”
Bir grubu ayırmayan, bir aileyi ayırmayan, bir kişiyi ayırmayan böyle evrensel bir kitap insana nasıl yaklaşmamız gerektiğini söylerken, biz o ilkeleri göz ardı edip neden kötülüğe bulaşmayı seçeriz? Adaleti neden kendimize göre belirleriz?
Yoksa dünyadaki insan sayısı kadar adalet kavramı mı var?

Nisa suresi 135’te şu güzel ifade varken bu nasıl mümkün olabilir ki?

“Siz ey imana ermiş olanlar! Sizin, ebeveyninizin ve akrabalarınızın aleyhine de olsa, Allah rızası için hakikate şahitlik yaparak adaleti gözetmeye azmedin. O kişi zengin de olsa fakir de olsa Allah’ın hakkı onların her birinin hakkının önüne geçer. Öyleyse kendi boş arzu ve heveslerinize uymayın ki adaletten uzaklaşmayasınız. Çünkü eğer hakikati çarpıtırsanız bilin ki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.”

Kim düzensizlik ve kaos ister?

Elbette kaostan beslenenler.
Doğayı katletmeyi alışkanlık haline getirenler ve ondan çıkar elde etmek isteyenler
İnsanlara kötülük etmeyi, onların kötülüğünü istemeyi alışkanlık haline getirenler
Düşene el uzatmamayı ilke haline getirenler
Hak hukuka aykırı davrananlar
Yetimin malına göz dikenler ve dahası…
Hiçbir kötülük insanın fıtratına uymaz. Fakat insan fıtrat dışına çıkmaya pek gönüllüdür. Gayemiz kötülüğü iyilikle savmak, yürekleri kazanmak, iyilikte yarışmak olmalıdır.

Adalet kimlere kalmalı?

Onu yürekten isteyenlere, hayatının merkezine alanlara mı yoksa onu menfaatlerine göre kullananlara mı? Bizler gücümüz yettiğince önce kendimizden en yakınlarımıza bir adalet zinciri oluşturalım ki daha barışçı, huzurlu ve yaşanabilir bir dünyaya adım adım yürüyelim.